Farklı Düşüncelerle Kucaklaşabilmek

Amiral Medya. Bu kelimeyi çok sık duyuyor ve kullanıyorum. Medya hakkında duyduğum çeşitli kalıplar şöyle: Yandaş Medya, Büyük Medya, Cemaat Medyası, Sol Medyası vesaire...

Düşünüyorum da bu medyaları medya yapanlar kimler? Daha da özele inecek olursak Hürriyet'i Hürriyet, Zaman'ı Zaman yapan kimler? Cevabınızı duyar gibiyim. Halk diyorsunuz değil mi? Evet, doğru cevap. İktidarı kim iktidar yapıyorsa bugün KanalD'yi KanalD yapan da o, yani halk.

Peki halk olarak bizler kahve köşelerinde, ayak üstü muhabbetlerde, dolmuşta otobüste ve şu an aklama gelmeyen bin türlü yerde hep o muptelası olduğumuz medyanın gönüllü reklamını yapmıyor muyuz? Cumhuriyet okuru Vakit'i yerin dibine geçirmiyor mu? Veya Taraf olanlar Hürriyet'e mi taraf oluyor dersiniz?

Sabah kahvaltısında bir medyaya ait televizyonda haber seyreden, iş yeride giderken radyoda aynı medyanın radyosuna kulak veren, iş yerinde mola vaktinde o medyanın gazetesini açıp okuyan bir kişi nasıl olur da farklı fikirlere ulaşabilir? Farklı fikirler o insana ulaştığında buna nasıl yaklaşır veya bunu nasıl uzaklaştırır?

Durum ortada. Bugün kaç Zaman okuru Cumhuriyet de okuyor? olayı tersten okursak kaç Cumhuriyet okuru Zaman'ı da takip ediyor? Medya mudahilleri mecbur olarak hepsini takip ediyorlar. Ama asıl farklı sesleri takip etmesi gereken halk, kendi fikirlerine yakın olan gazeteyi okumayı bir iptila haline getirip onun muptelası olunca, farklı sesleri hazmedememek gibi büyük sorunlar meydana geliyor.

Genel manada fotoğrafın bütünene bakarsak, toplumun temeline nifak tohumları ekmek isteyenlerin işi kolaylaştıran, ekmeğine yağ süren nokta da burası. Toplumumuz ne yazık ki farklı düşüncelere kapalı. Gelin görün ki farklı düşüncelere bu kadar aç bir milletken bu kapalılık, ülkenin önemli sorunlarının çözüme kavuşması için yapılan tartışmalarda hep bir kısır döngüye sebep oluyor.

Olaya bir de şu yönü ile bakalım. Elbetteki insanlar fikirlerini desteklediği, doğru olduğuna inandığı medyayı desteklemeli. Satın alıp okumalı, açıp izlemeli, dinlemeli, tavsiye etmeli, gerekirse reklam etmeli... Fakat iş çığrından çıkmamalı. Örneğin sırf fikrini beğenmediği için diğer bir gazetenin yazarlarına hakaret etmemeli.

Şu olmalı benim ülkemde refahın yeterli düzeye ulaşması için: Bir fikrin radikal ölçüde destekçisi olan bir kişi, olan bir olay hakkında bilgi almak için gazete almaya gittiğinde kendi fikrindeki gazeteyi ve farklı fikirlere sahip olan, hatta "düşman" olarak nitelendirdiği medyanın gazetesini bile almalı.

Yıllar yılı dışarıya aynı pencereden bakan biri olduğunu düşünelim. Aynı noktadan, aynı yere, aynı pencereden yıllarca bakan biri. Pencerenin bitip duvarın başladığı noktanın ardını görebilmek için değişmesi gereken şey ya bakılan pencere yada bakılan açıdır...

Sorun her ne olursa olsun, çözüme giden yol birlikten geçer. Tam manası ile fikir anlamında birlik olamasak bile söylediklerimize kulak verirsek, birbirimizi anlama yolunda daha sağlam ve daha işe yarar adımlar atmış olacağız. Ve göreceksiniz o zaman dağ gibi sorunlar buz olup eriyecek gözümüzün önünde, çorap söküğü gibi gelecek çözümler, ardı ardına...

8 yorum:

TaFuGu dedi ki...

Güzel yazı olmuş.
Bütün bunlar olsa,gazete satış oranları bu kadar düşük olmasa ya da internetten gerçek haber takip edilse ve her türlü kaynaktan takip edilse;yaftalama,yandaş medya gibi kavramlar otomatikmen kalkacaktır.Ama gel gör ki burası Türkiye...

Yine de umutsuz olmamak lazım vesselam.

Salih S. DEMİR dedi ki...

Benim için yalan habercilik, propagandacılık medyadan uzaklaşma nednidir. Dün haber7.com un yaptığı ilkesiz davranıştan dolayı bir daha o siteye girmeme kararı aldım. Hürriyet ve diğer Aydın Doğan gazetelerini de okumam. Bana göre değil. Ben haber isterim yorum değil, bu gazeteler yorum yapıyorlar, bırakın yorum yapmak bana kalsın.

Osman Bulut dedi ki...

Google Reader'ımda hem Hürriyet hem de Zaman vardır, ama bu gazetelerin sadece ekonomi,spor ve güncel sayfalarını okurum. Nedeni açık, neyse... Anlatmak istediklerim bunlar değil aslında...

"Ah Türkiye vah Türkiye" serzenişlerini bırakmalıyız. Örnek vermek gerekirse, İbrahim Kaypakkaya da birlik beraberliğe ve düşünce zenginliğine vurgu yapıyordu, Alaattin Çakıcı da... Sonuç?

Tabii bu değerleri önemsemediğim anlaşılmasın. Almanya'da hem Nasyonel Sosyalizmi savunan basın yayın organları mevcut, hem de ABD uydusu cumhuriyeti. Sizin de dediğiniz gibi, insanlar sınırı geçmedikçe bunları okuyabiliyorlar. Ama o gazetelerdeki köşe yazarları, köşelerini bir başka yazar ile kavga etmek için kullanmıyor, sadece siyasi iktidarı eleştiriyor.

Bir diğer sorun, farklı ideolojileri incelemek yerine onlara körü körüne taş atmak. Ufak bir örnek vermek gerekirse; kaç müslüman Kuran dışında kutsal kitap okumuştur? Ama din hocalarımızdan öğrendiğimiz "onların kitapları bozuldu" cümlesine hiçbir şüphe aramadan inanırız. İşte bu yüzden Londra'daki Hristiyan ile Ebu Garib'deki müslüman arasında sosyo-ekonomik dağlar var...

Klasik bir söz ile bitirmek istiyorum; "Dünyayı değiştirmek için öncelikle kendimizi değiştirmeliyiz"...

Ahmet Burak Bal dedi ki...

Yorumunuz için çok teşekkürler Osman bey, Tespitlerinizin bir kısmına katılmakla beraber bir kısmınında külli yanlış olduğuna inanıyorum.

Örneğin Alaattin Çakıcı. Bu ve bunun gibi insanlar birlik beraberliğe veya düşünce zenginliğine ne kadar vurgu yaparsa yapsın durduğu nokta halktan uzak, derin devlete yakın olduğu sürece tabiki sonuç böyle olur. Kaldı ki düşünce zenginliğine vurgu yapabilecek insanlar değil bunlar. Silahla, gizli kapaklı işlerle bu vurgu yapılmaz.

Gazetelerimizde ki köşe yazarlarının tabiri caizse it dalaşı yapması birbirlerini kabullenemeyişleridir.

Ayrıca şu sorunuza da cevap vereyim: Kaç Müslüman İncil'i okumuştur. 1.'si hocalarımız havaya konuşmuyor. Yani "Kardeşim bunlar bozuldu." demiyorlar. Delillerini de anlatıyorlar. Şöyle bir durum da söz konusu buraya dikkatini vermenizi istiyorum:

Tevrat, İncil, Kur'an... Tevrat indirildiğinde onun hükmü geçerli idi, İncil geldiğinde ise tevratın hükmü kalkmış oldu. Kur'an da tıpkı bunun gibi İncil'in hükmünü kaldırmıştır.

Bu 3 kitap da Allah tarafından gönderilmiştir. Bu üç kitap ta İslamiyeti emretmektedir. Farzedelimki İncil ve Tevrat bozulmamış olsun. Doğru yazsalar bile bir hükmü yoktur. Çünkü Kur'an, İncil'in daha kapsamlı halidir.

İncil'de Efendimiz(sav)'in isminin Ahmet olarak geçmesi, emrettiğin şeylerin birebir oluşu kitapların adeta bir seri olduğunun ispatıdır.

Bu sebeple İncil'in okunmasına gerek yoktur. Bozulmuş olsa Müslümanlar neden okusun? Bozulmamış olsa Kur'an da yazan şeylerin aynı orada da yazması gerek. Bu defa da okumasına gerek yok.Umarım anlatabilmişimdir.

Ben şunu bir daha vurgulamak istiyorum. Ülkemizdeki "HALK" aRTI "AYDIN" geçinen kesim düşman adlettikleri kesimin kitaplarını, gazetelerini,dergilerini okumazsa bir kör bıçağa kurban gideriz. Mesele bundan ibarettir.

Osman Bulut dedi ki...

Cevabınız için teşekkür ederim. Birkaç yeri düzeltmem gerek ancak;

Alaattin Çakıcı gibilerini, özellikle bu dönemde deşifre etmek çok zor. Yani, bizim herşeyini pak olarak gördüğümüz insanlar, aslında Alaattin Çakıcı'dan bile gizli kapaklı işler çeviriyor olabilir. Hatta ve hatta, Alaattin Çakıcı dahi, bu insanların yanında pür pak olarak kalabilir. Elimizde nesnel kanıtlar olmadan öngörüde bulunmak bana pek doğru gelmiyor.

Kuran işini ise yanlış anladınız sanırım, tabii ki kuran en doğru kutsal kitaptır. Ancak benim karşı çıktığım, bazı müslümanların kayıtsız şartsız bu iddialara inanmalarıdır. Bu millet dini yıllarca Hüseyin Üzmez'lerden öğrendi. Kaldı ki, bir insanın bir dine/ideolojiye tam anlamıyla inanması için, ona öncelikle şüphe ile yaklaşıp doğru ya da yanlş olduğunu anlaması gerekir. Hatırlıyorum, dersimize giren bir din hocası, Hz. Ömer ile ilgili bir kıssa anlatıp, dine inanmak için hiçbir şüpheye düşmememizi söylemişti. Soruyorum; o zaman bizim bir robottan ne farkımız kalır?

İncil, tevrat, zebur ve diğer dinlerin kitapları okunmalıdır. Eğer diğer medeniyetlerin önüne geçmeyi planlıyorsak, onları öncelikle tanımalıyız. Aslında doğru diyorsunuz, müslümanlar incili ve diğer kutsal kitapları henüz okumamalı. Daha kuranı anlayamayan insanların diğer dinler ile bir karşılaştırma yapması çok zor olacaktır. Okumak demiyorum dikkat ederseniz; "anlamak"... Şimdi buradan "müslümanlar cahildir" gibi bir anlam çıkarmayın, arapça bilmeyen insanların kuranın mealini dahi okumaya üşenmesini anlatmaya çalışıyorum. Neyse...

Ben diğer kitaplar bozulmamıştır demedim, sadece bu kitapları birkez dahi okumadan yanlıştır diyen insanların ileriye gideceklerini düşünmediğimi anlatmaya çalıştım.

İyi çalışmalar...

Karbonizma dedi ki...

Şunu çok merak ediyorum? Alaattin Çakıçı mı idol alınacak bir insan? Ona sıra gelene kadar yüzlerce kişi yok mu? Toplumun refahını isteyen, düşünce özgürlüğünden bahseden? Binlercesi var. Neden Çakıcı? Adam mafya,çete... Bir daha söylüyorum elinde silah olanın dilinde barış olsa da nafile. Önce elindeki silahı bırakmalı.

Şunu da söyleyeyim bu millet, dini kimden öğreneceğini bilmiyordu bu 90 yıl içerisinde. Çünkü din, öcü gibi gösterildi insanlara. Kim gösterdi o ayrı mevzu.

Hüseyin Üzmez, Zekariye Beyaz, Y.Nuri Öztürk... Bu gibi insanlar sabah mankenlerle poz verip akşam TV'de din anlatırlarsa (ki bunu yapıyorlar) azıcık aklı olan bunlara inanmaz. Emin olun dini anlatıp da kendi anlattığının tersini yapanlar en rezilden de rezildir.

Bize yıllarca onları dinletmiş olabilirler. Fakat dini öğrenebileceğimiz çok kişiler var. Gülen, Ahmet Hoca, Bediüzzaman'ın kitapları, Diyanet yayınları, Cami hocaları... Dini doğru öğrenmek isteyen öğrenir.

BOZULAN BİR KİTABI OKUMAYA GEREK YOK! Sana Ali Tuncay'ın bir sözünü söyleyeyim "Başkalarının tecrübelerini deneyerek öğrenmek büyük salaklıktır."

Melis Mutlubaş dedi ki...

Yorumumu paylaştığınız yazıya yapacağım:
Evet, sizinde dediğiniz gibi insanlarımız karşıdakini anlamak için ona önce değer sonra kulak vermeli.

Temelde tüm sorunlarımızın çözümünün birbirimize önce değer vermekten geçtiğine inanıyorum.

Osman Bulut dedi ki...

@Karbonizma;

Ben zaten Alaattin Çakıcı'yı idol alın demedim ki. Klasik söylemlere klasik cevaplar verme niyetinde değilim. Söylediklerimi bir daha okuyabilirsiniz.

Millete din, öcü gibi gösterildi, evet. Ancak atladığımız birşey var, bu topraklardaki insanlar islama asırlardır inanıyorlardı, sadece 90 yılda nasıl soğuyabildiler? Cevabı aslında çok kolay. İslamı kabul eden ilk Türk boyları, bu dini iyice incelemişlerdir ve bu şekilde kabul etmişlerdir. Ancak, yeni nesiller dini araştırmak yerine atalarından duyduklarını uygulamaya başladılar. Bu yüzden din onlar için sadece yapmak zorunda kaldıkları bir takım uygulamalar bütünü haline gelmeye başladı. Birkaç kişi de bu zaafı kullanarak "dinin emirlerini yerine getirmek zorunda değilsiniz" dediğinde, insanlar bunu bir özgürlükmüş gibi algıladı.

Üzmez, adını verdiğiniz diğer iki isme sizin kullandığınız tabirler ile saldırıyordu; diğer iki isim de Üzmez'e benzer ifadeler ile eleştiride bulunuyordu. Kaldı ki, Üzmez de Gülen ve diğer isimleri dini otorite olarak görüyordu. Sonuç? Biri daha çocuk yaştaki birine tecavüz etti, diğerinin basın yayın organları asılsız belgeleri meşrulaştırmak için dört takla atıyor.

Son paragrafınıza hiçbir şekilde katılmıyorum. Bozulmuş olsa bile bir kitabı okumaktan neden korkulur? Şimdi çıkıp "çünkü bize birşey kazandırmaz o kitap" demeyin, hiç olmadı kuran ile bir karşılaştırma yapıp kuranın yüceliğini anlarsınız. Ha, eğer korkumuz bu kitabın bazı zihinleri kandırabileceği ise, zaten o insanların müslümanlığı tam anlamıyla yaşaması beklenemez. Selehaddin Richard'ı anlamak için incil okumuştur mesela. Ya da Alparslan'ın Diyojen'in Kuran okuması karşılığında oturup incil okuduğunu mektuplardan anlayabiliyoruz. İşin aslı bu aslında...

Yorum Gönder