<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4458529340260560634</id><updated>2011-07-07T15:42:35.864-07:00</updated><category term='Medya'/><category term='Mektuplar'/><category term='Hakikat'/><category term='Gündem'/><category term='Editörden'/><category term='Politika'/><category term='Felsefe'/><category term='Sinema'/><title type='text'>Yeşil Düşünce</title><subtitle type='html'>Karanlığa Düşünce Sardı Derin Düşünce</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://yesildusunce.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>A.Burak Bal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PFR-XBFN9ww/SNcWeAkUUKI/AAAAAAAAAoI/_jBdHtslODI/S220/Karbobizma+2.png'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>9</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4458529340260560634.post-4530709790229434478</id><published>2009-07-27T04:49:00.000-07:00</published><updated>2009-09-12T11:51:12.880-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hakikat'/><title type='text'>Ruhun Varlık Delilleri</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Öncelikle işe “Ruh” kelimesinin etimolojisi ile başlayalım. Ruh kelimesi Arapça bir kelimedir. Rahmet ve rüzgâr manasında kullanılan bu kelime pek çok kişi tarafından ve delil üzerinden defaat ile yorumlanmıştır. Kelimeye çeşitli açılardan baktığımızda birçok manası ortaya çıkmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  Bu manalardan bazıları şunlardır; Vahiy, nübüvvet, Kur’an, Mesih, Cebrail.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; “&lt;span style="color: #cc9933; font-style: italic;"&gt;Allah, emrinden olan ruhu kullarından dilediğine indirir.&lt;/span&gt;” (Mü’min Suresi, 40/15) ayeti üzerine İbn Abbas, Ruh kelimesinin vahiy manasına geldiğini söylemiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Tüm yorumlar ve yaklaşımlar tek bir noktada kesişirler. “Ruh, bir özdür.” Rabbimizin emrinde olan ve kullara indirilen ruh, bedenimize mana ve işlev katar. Asrın kurtarıcısı olarak hitap edilen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bediüzzaman Said Nursi,&lt;/span&gt; beden bir kılıftır, geniş ve yüksek olan ruhtur, demiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  Bu sözden hareketle bizler şu yorumları yapabiliriz. Ruh ile beden arasındaki ilişki klavye ile parmaklar arasındaki ilişki gibidir. Klavye’nin üzerinde ki tuşların ne kadar çok işlevi, fonksiyonu ve görevleri olursa olsun parmaklar klavyenin tuşlarına dokunmadıkça klavyenin işlevi bir hiçtir. Klavyedeki fonksiyonları çalıştıran parmaklardır. Yine aynı mantık ile bedenimizde bulunan harika işleyişi sağlayan ruhtur. Ölümden sonra vücudumuzun hiçbir organı görevini yerine getiremez çünkü “ölüm” ruhun bedenden ayrılması olayına denir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  Kavranması amacı ile bu örneği vermede de yarar var. Ruh, şahane bir düzen ve işleyişe sahip olan bedenimizi idare eden yazılımdır. Bedenimiz ise donanımdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;   Yine bir başka ayette ise, “&lt;span style="color: #cc9933; font-style: italic;"&gt;Ey Habibim! Sana ruhun ne olduğunu soruyorlar De ki: Ruh, Rabbimin emrinden ibarettir. Bu hususta size pek az bilgi verilmiştir.&lt;/span&gt;” (İsra Suresi, 17/85) buyrularak ruhun varlığına işaret edilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-weight: bold;"&gt;Ruhun Varlık Delilleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  Ruhun varlığını inkâr edenler metafiziği ve manayı inkâr etmiş olurlar.Üzerinde yaşadığımız dünyanın gerçekleri olarak gördüğümüz ve inandığımız pozitif bilimlerin amacı şu 7 soru üzerine temellendirilebilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;ol&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kâinatın ortaya çıkışı ve kâinattaki hareketin kaynağı nedir?&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Maddenin ve maddedeki geçerli kuvvetin özü nedir?&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kâinattaki mevcut düzenin sebebi nedir?&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İnsan iradesinin sebebi ve özü nedir?&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Hayatın kökeni (kaynağı) nedir?&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Düşüncenin menşei (kökeni) nedir?&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Şuurun (aklın) özü nedir?&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  Pozitif bilimler bu 7 soruyu kesin bir biçimde yanıtlayamaz. Matematik, fizik, kimya, biyoloji gibi bilimlerin ulaşabildiği nihai nokta yine maddedir. Pozitif bilimler materyalizm’in ötesine geçememiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  Ruh, maddenin ötesinde bir varlık olduğu için pozitif bilimler ruhun varlığı ve yokluğu konusunda çaresiz kalırlar. Böylelikle pozitif bilimlerin bu konuda bir hükmü olmadığı ispatlanmış olur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  Tam bu noktada ruhun varlığı ispat edilebilir. Mesela, ışık huzmeleri göz vasıtası ile elektrik sinyallerine çevrilip beyindeki görme merkezine iletildiğinde, bu ışıklar beyin hücrelerinde bir ışık şeklinde nasıl idrak ediliyor? Gören, işiten, anlamlandıran ve düşünen beynimizin maddi yapısı mıdır? Eğer maddi yapısı ise pozitif bilimler buna neden cevap veremez? Eğer bunları idrak eden beynin maddi yapısı değilse ruhun varlığı bu noktada ispatlanmış olmaz mı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  Bütün insanlar aynı yapıda organlara, işleyişe ve aynı maddi unsurlara sahip olmasına rağmen her insanın farklı bir karakteri vardır. Ayrıca her insanda sevgi, şefkat ve merhamet gibi özellikler farklı bir şekildedir. Tüm bunlar gösterir ki insanların farklı karakter ve duygulara sahip olması fizik ötesi âleme ait “ruh” ile açıklanabilir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-weight: bold;"&gt;Yaşanmış Hadiseler ile Ruhun Varlığı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  “&lt;span style="color: #cc9933; font-style: italic;"&gt;Ruh ve Madde&lt;/span&gt;” dergisinde şöyle bir olay anlatılır: “İngiliz Protestan rahibi L. Bernard, İsviçre’ye, yüksek dağları ziyaret etmek isteyen bir çocuk grubunu götürmüştü. Lucerne civarında, iki de rehber alarak dağa tırmanmaya başladırlar. Kayaları tırmandıktan sonra “buzullar” mıntıkasına vardıklarında rahip kendini yorgun hissetti. Çocukları rehberlere emanet ederek onlar gittikten sonra dinlenmek üzere bir yere oturdu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  Biraz sonra derin bir uyku üzerine çöktü. Birden uyandığını sandı. Yavaş yavaş şuuru yerine geliyordu. Fakat dehşetle artık kendi vücudunda olmadığını anladı. Şuuru bir balon gibi yerde yatan vücudunun üzerinde durmakta idi. Uyumuş, hareketsiz vücudunu seyrediyordu. Kolunu, bacağını oynatmak için sarf ettiği bütün çapa boşuna idi. Yerde yatan beden kendine yabancı gibi geliyordu. Birkaç dakikalık telaş ve korkudan sonra bu yeni halinin hiç de fena olmadığını fark etti. Kendini çok hafif, yorgunluktan ve tüm fiziki bağlardan uzak hissediyordu. Birkaç tecrübe ona gayret sarf etmeksizin hareket edebileceğini gösterdi. Dik yamaçlar boyunca uçuyor, buzlu dağ havasında bir kuş gibi yükseliyor, göz açıp kapayıncaya kadar istediği yerde oluyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  Bu ona bir fikir verdi. Acaba çocuklar ne yapıyorlardı? Bunu düşünür düşünmez kendini onların arasında buldu. Ve hayretle gitmesi gereken yoldan gitmediklerini gördü. Onların dikkatini çekmeye çalıştığı halde kimse kendisini görmedi. Onların etrafında uzun süre kalarak söylediklerine ve hareketlerine dikkat etti. Sonra da hala derin uykuda olan vücudunun yanına döndü.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  O zaman Lucerne’deki otelde karısının ne yaptığını görmek aklına geldi. Otelin girişini, garsonları ve kalabalığı gördü. Bir otomobil geldi ve karısı indi. Yanında bir başka arkadaşı vardı. Onların dikkatini çekmeye çalıştı fakat bunda muvaffak olamadı. Ancak onların otomobilden inip bavullarını yerleştirmelerini gördü ve nasıl çay içtiklerini gördü.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  Fakat birden rahatsızlık hissetti ve Lucerne’deki o manzara kayboldu. Kendini vücudunun yanında buldu. Yol arkadaşları gelmişler ve onun donarak öldüğünü zannetmişlerdi. Rehberlerden biri kalbinin dinleyerek attığını görmüş, onu kendine getirmeye çalışıyorlardı. Hadiseden daha sonra haberi olan karısı olaya akıl erdiremedi. Çünkü adamın, gerek çocuklar gerekse eşi hakkında anlattıkları en ince detayına kadar doğru idi.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Daha önceleri de izah edildiği gibi ruhun, vücuttan ayrılması olayına ölüm denir. Fakat uyku sırasında da ruh vücudu terk eder.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  Gördüğümüz rüya veya kâbusların içindeki biz ruhumuzdur. “Ruh ve Madde” dergisinde nakledilen olay gibi pek çok olayı &lt;span style="color: #999900; font-style: italic;"&gt;Zübdet-ül Hakaik &lt;/span&gt;isimli eserde ve &lt;span style="color: #999900; font-style: italic;"&gt;Varlığın Metafizik Boyutu&lt;/span&gt; isimli eserde inceleyebilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-weight: bold;"&gt;Kirlian Fotoğrafçılığı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  Kirlian Fotoğrafçılı, ruhun varlığını ispat eden önemli deliller ortaya koyar. Kirlian Fotoğrafçılığı, ismini 1939’dan beri bu mevzuda araştırma yapan ve Sovyet olduğu söylenen bir karı kocadan almıştır. Bir elektronik mühendisi olan Samyon Kirlian, insan eli, böcek veya bir bitki yaprağını,  bir fotoğraf plağı üzerine koyup bunu da bir elektrotun üzerine yerleştirip, sırasıyla cismi, yüksek voltajlı elektrik akımına ve düşük amperli elektrik akımına maruz bıraktı. Neticede cismin Aura ile çevrili olduğunu gördü. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  Samyon Kirlian ve eşi tarafından yürütülen ilk çalışmalardan biri de, bitkilerin fotoğrafını çekmektir. Onlar, kullandıkları tekniğin basit bir yapraktaki akılları hayrete karmaşık reaksiyonları gösterebildiğini keşfettiler. Dıştan bakıldığında her yönü ile aynı görünen iki yaprakta, şayet birinde hastalık varsa, değişik foto grafik görüntüler elde ediliyordu. Hastalıklı yaprağın aura’sında hastalık bulunan kısımda boşluklar görünürken, sağlıklı yaprakta koyu ve kalın bir aura görünüyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  ABD’de bununla ilgili çalışmalardan bir başkasında ise bir yaprağın dışı yüzeyi bir iğne ile çizildiğinde aura’daki görüntü üzerinde kırmızı bir leke ortaya çıktığı göründü.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  Kirlian fotoğrafçılığı hakkında çalışmalar yapan ilk batılı ilim adamı Dr. Thelma Moss, Sovyet Rusya’ya giderek çalışmalara katılmış ve yeni sonuçlara ulaşmıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  Moss, insan elektromanyetizmasının bitkiler üzerindeki tesirini inceledi. Bazı insanların ellerini, zarar görmüş yaprağın üzerinden geçirdiğinde yaprakların iyileştiğini görmüştü.Kirlian fotoğrafında zararı gösteren leke, daha sonraki görüntülerde yok idi. Bazı insanlar ise bunun tam tersi etkiye sebep oluyordu. Bunlar ellerini, yaprakların üzerinde geçirdiklerinde yaprağın ölümüne sebep oluyorlardı. Bu iki hadise sırasıyla Green Thumb (yeşertici temas) ve Brown Thumb (Soldurucu temas) olarak bilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayali yaprak ise Kirlian fotoğrafçılığının, ruhun varlığını ispat eden önemli bir tespittir. Tecrübeyi yürüten şahıs bir yaprağın belli bir kısmını kesip uzaklaştırdıktan sonra, kalan kısmın Kirlian fotoğrafını çekiyor ve aşağı yukarı 200-300 tecrübeden sonra fotoğrafın yaprağın kesilmeden önceki hali olduğunu görüyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;  Tüm bunlar ruhun varlığının birer ispatıdır. Pozitif bilimlerin “ölümsüzlük iksiri” ve her hangi bir canlının aynının yapılması amaçları, ruh ve metafizik âlem karşısında eli kolu bağlı kalması sebebiyle hiçbir zaman ulaşılamayacak bir noktadır. Çünkü bilim ateşin yaktığını tecrübe edinir ama ateşin nasıl yaktığını ve neden yaktığını izah edemez. Bu yüzden ruhu taklit etmek mümkün değildir. &lt;span style="color: #cc6600; font-weight: bold;"&gt;Allah, insanın özüne kendi ruhundan üflemiş ve hayat sahibi kılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;KAYNAKLAR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;i &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Varlığın Metafizik Boyutu&lt;/span&gt;, Ruh Kelimesinin Etimolojisi, Sayfa 45, M. Fethullah Gülen&lt;br /&gt;ii  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Asa-yı Musa, Sayfa 191&lt;/span&gt;, Bediüzzaman Said Nursi&lt;br /&gt;iii  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;www.bediuzzaman.de&lt;/span&gt; internet adresinden alınmış bir ifadedir.&lt;br /&gt;iv &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sızıntı Dergisi, Sayı&lt;/span&gt;: 357 Ekim 2008, “Bilim Hakikati Ne Kadar Bilebilir?” Dr. Kemal Serçe&lt;br /&gt;v  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sızıntı Dergisi, Sayı&lt;/span&gt;: 357 Ekim 2008, “Bilim Hakikati Ne Kadar Bilebilir?” Dr. Kemal Serçe&lt;br /&gt;vi  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zübdet-ül Hakaik&lt;/span&gt;, Aziz Nesefi tarafından yazılmış bir eserdir.&lt;br /&gt;vii &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Varlığın Metafizik Boyutu&lt;/span&gt;, M. Fethullah Gülen tarafından yazılmış bir eserdir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4458529340260560634-4530709790229434478?l=yesildusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesildusunce.blogspot.com/feeds/4530709790229434478/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/2009/07/ruhun-varlk-delilleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default/4530709790229434478'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default/4530709790229434478'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/2009/07/ruhun-varlk-delilleri.html' title='Ruhun Varlık Delilleri'/><author><name>A.Burak Bal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PFR-XBFN9ww/SNcWeAkUUKI/AAAAAAAAAoI/_jBdHtslODI/S220/Karbobizma+2.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4458529340260560634.post-2807368398079996403</id><published>2009-07-26T03:45:00.000-07:00</published><updated>2009-07-26T04:31:13.585-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mektuplar'/><title type='text'>Suyun Ötesindeki Yiğide</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Gün bitiyor yetişin, yitip gidiyor umutlar. Kapılar, pencereler kapanıyor bir bir. Ve bir bir kayboluyor ışık hüzmeleri. Halimiz hal değil, anlamıyor, anlatamıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Sana çok hakaret ediyorlar yiğidim. Atmadık iftira, söylenmedik söz bırakmıyorar. Suç bizim! Sefa sürdüğünü düşünenlerin suratına çektiğin cefanın binde birini vuramıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"  style="font-family:verdana;"&gt;Sana sürekli ağlıyor diyorlar yiğidim. Bilmiyorlar o gözyaşları hangi hisler hangi ızdıraplarla akıyor. Suç bizim! Senin samimi olmadığını düşünenlere, senin binde birini anlatıp gönüllerine akıtamadık samimiyetini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüzünlü gurbetin sona ermesi ve büyük buluşmanın tez zamanda gerçekleşmesi ümidi, arzusu ve duasıyla. Rabbim yar ve yardımcın olsun.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4458529340260560634-2807368398079996403?l=yesildusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesildusunce.blogspot.com/feeds/2807368398079996403/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/2009/07/suyun-otesindeki-yigide.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default/2807368398079996403'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default/2807368398079996403'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/2009/07/suyun-otesindeki-yigide.html' title='Suyun Ötesindeki Yiğide'/><author><name>A.Burak Bal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PFR-XBFN9ww/SNcWeAkUUKI/AAAAAAAAAoI/_jBdHtslODI/S220/Karbobizma+2.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4458529340260560634.post-6406112799073257046</id><published>2009-07-24T14:32:00.000-07:00</published><updated>2009-07-26T04:25:39.632-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Medya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Farklı Düşüncelerle Kucaklaşabilmek</title><content type='html'>&lt;div  style="text-align: justify;font-family:verdana;"&gt;Amiral Medya. Bu kelimeyi çok sık duyuyor ve kullanıyorum. Medya hakkında duyduğum çeşitli kalıplar şöyle: Yandaş Medya, Büyük Medya, Cemaat Medyası, Sol Medyası vesaire...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünüyorum da bu medyaları medya yapanlar kimler? Daha da özele inecek olursak Hürriyet'i Hürriyet, Zaman'ı Zaman yapan kimler? Cevabınızı duyar gibiyim. Halk diyorsunuz değil mi? Evet, doğru cevap. İktidarı kim iktidar yapıyorsa bugün KanalD'yi KanalD yapan da o, yani halk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Peki halk olarak bizler kahve köşelerinde, ayak üstü muhabbetlerde, dolmuşta otobüste ve şu an aklama gelmeyen bin türlü yerde hep o muptelası olduğumuz medyanın gönüllü reklamını yapmıyor muyuz? Cumhuriyet okuru Vakit'i yerin dibine geçirmiyor mu? Veya Taraf olanlar Hürriyet'e mi taraf oluyor dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah kahvaltısında bir medyaya ait televizyonda haber seyreden, iş yeride giderken radyoda aynı medyanın radyosuna kulak veren, iş yerinde mola vaktinde o medyanın gazetesini açıp okuyan bir kişi nasıl olur da farklı fikirlere ulaşabilir? Farklı fikirler o insana ulaştığında buna nasıl yaklaşır veya bunu nasıl uzaklaştırır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durum ortada. Bugün kaç Zaman okuru Cumhuriyet de okuyor? olayı tersten okursak kaç Cumhuriyet okuru Zaman'ı da takip ediyor? Medya mudahilleri mecbur olarak hepsini takip ediyorlar. Ama asıl farklı sesleri takip etmesi gereken halk, kendi fikirlerine yakın olan gazeteyi okumayı bir iptila haline getirip onun muptelası olunca, farklı sesleri hazmedememek gibi büyük sorunlar meydana geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel manada fotoğrafın bütünene bakarsak, toplumun temeline nifak tohumları ekmek isteyenlerin işi kolaylaştıran, ekmeğine yağ süren nokta da burası. Toplumumuz ne yazık ki farklı düşüncelere kapalı. Gelin görün ki farklı düşüncelere bu kadar aç bir milletken bu kapalılık, ülkenin önemli sorunlarının çözüme kavuşması için yapılan tartışmalarda hep bir kısır döngüye sebep oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olaya bir de şu yönü ile bakalım. Elbetteki insanlar fikirlerini desteklediği, doğru olduğuna inandığı medyayı desteklemeli. Satın alıp okumalı, açıp izlemeli, dinlemeli, tavsiye etmeli, gerekirse reklam etmeli... Fakat iş çığrından çıkmamalı. Örneğin sırf fikrini beğenmediği için diğer bir gazetenin yazarlarına hakaret etmemeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu olmalı benim ülkemde refahın yeterli düzeye ulaşması için: Bir fikrin radikal ölçüde destekçisi olan bir kişi, olan bir olay hakkında bilgi almak için gazete almaya gittiğinde kendi fikrindeki gazeteyi ve farklı fikirlere sahip olan, hatta "düşman" olarak nitelendirdiği medyanın gazetesini bile almalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar yılı dışarıya aynı pencereden bakan biri olduğunu düşünelim. Aynı noktadan, aynı yere, aynı pencereden yıllarca bakan biri. Pencerenin bitip duvarın başladığı noktanın ardını görebilmek için değişmesi gereken şey ya bakılan pencere yada bakılan açıdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun her ne olursa olsun, çözüme giden yol birlikten geçer. Tam manası ile fikir anlamında birlik olamasak bile söylediklerimize kulak verirsek, birbirimizi anlama yolunda daha sağlam ve daha işe yarar adımlar atmış olacağız. Ve göreceksiniz o zaman dağ gibi sorunlar buz olup eriyecek gözümüzün önünde, çorap söküğü gibi gelecek çözümler, ardı ardına...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4458529340260560634-6406112799073257046?l=yesildusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesildusunce.blogspot.com/feeds/6406112799073257046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/2009/07/farkl-fikirlere-ack-ve-hazrlkl-olmak.html#comment-form' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default/6406112799073257046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default/6406112799073257046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/2009/07/farkl-fikirlere-ack-ve-hazrlkl-olmak.html' title='Farklı Düşüncelerle Kucaklaşabilmek'/><author><name>A.Burak Bal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PFR-XBFN9ww/SNcWeAkUUKI/AAAAAAAAAoI/_jBdHtslODI/S220/Karbobizma+2.png'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4458529340260560634.post-2928090864469460495</id><published>2009-07-20T00:25:00.000-07:00</published><updated>2009-07-26T04:33:09.178-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Medya'/><title type='text'>Amiral Medyamızın Mir'aç Hassasiyeti</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Dün gece (19 Temmuz'u 20 Temmuz'a bağlayan gece) , Efendimiz'in (sav) Kudüs'te Mescid-i Aksa'da Mir'ac'a yükseldiği gece idi. Son derece kutsi ve önemli olan bu gece de tüm alem-i islam yönlerini Kabe'ye çevirdiler, ellerini semaya açtılar ve akılları hep Mescid-i Aksa'da idi. Allah hepimizi o geceyi hakkı ile eda edenlerden eylesin.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bu önemli gece için pek çok gazete özel sayfa ayırdı, ek verdi. Ama gelin görün ki medyamızın "Amiral Gemisi" (!) başka denizlerde geziyordu. Posta, Milliyet, Hürriyet gibi gazeteler bir kaç satırla mecburiyetten bu geceye değindiler. Ama Cumhuriyet'in "paçavra" olarak gördüğü Vakit, bu geceye özel bir sayfa yayımladı. Aynı şekilde Zaman, "Miraç Kandili" isimli bir ek verdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;" class="fullpost"&gt;Gazeteler bir yana televizyonlar da bu gece için önemli yatırımlar yaparak izleyicilerine güzel bir Mirac havası estirdiler. Özellikle son yıllarda bu tür programları ile gönülden desteklediğim TRT, Miraç gecesi Kudüs'ten yayım yaptı. Eyüp Sultan'daki programda izlenmeye değerdi. Samanyolu TV ve Mehtap TV'de Kudüs'ten yayım yapan diğer kanallardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan "Türkiye'nin Kanalı" sloganı ile yayım yapan Kanal D ekranlarında "Çok Güzel Hareketler" isimli program vardı. Show TV'de yabancı bir dizi, Fox'da ise her zaman olduğu gibi gündemen alakasız şeyler yayımlanıyordu. Star TV'de ne büyük bir nimettir ki Nihat Hatipoğlu gibi bir insana sahipler. O olmasa Star'da da dini içerikli yayım göremeyeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük kanallar arasında olan ATV ise her dini günde olduğu gibi "Son Peygamber (sav)" isimli çizgi filmi yayımladı. Sürekli aynı şeyi yayımlamanın altında ben başka şeyler arıyorum. Zoraki yayımlamak gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlar ışığında sormak istiyorum. Acaba Türkiye'nin nabzını tutan, Türkiye ile birlikte hareket eden, Türkiye ile birlikte yürüyen, Türkiye'nin ihtiyaçlarını yayımlayan, Türkiye'nin kanalı olan hangisi veya hangileri?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4458529340260560634-2928090864469460495?l=yesildusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesildusunce.blogspot.com/feeds/2928090864469460495/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/2009/07/amiral-medyamzn-mirac-hassasiyeti.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default/2928090864469460495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default/2928090864469460495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/2009/07/amiral-medyamzn-mirac-hassasiyeti.html' title='Amiral Medyamızın Mir&apos;aç Hassasiyeti'/><author><name>A.Burak Bal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PFR-XBFN9ww/SNcWeAkUUKI/AAAAAAAAAoI/_jBdHtslODI/S220/Karbobizma+2.png'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4458529340260560634.post-154585563961120176</id><published>2009-07-17T09:45:00.000-07:00</published><updated>2009-07-26T04:38:41.798-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><title type='text'>İzledim: Harry Potter ve Melez Prens</title><content type='html'>&lt;div  style="text-align: justify;font-family:verdana;"&gt;Geçtiğimiz günlerde Türkiye'de vizyona giren Harry Potter serisinin 6 filmi olan Harry Potter ve Melez Prensi izleyenlerden biri de benim. Pek çok gazete ve blogda değerlendirmeler okudum ve hepsi beğenmediklerini ifade etmişler. İzlemeyenler için bu değerlendirmeler çok önemli diye düşünüyorum. Mesela Arog filmine okuduğu bir değerlendirme sebebiyle gitmeyen pek çok kişi tanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harry Potter'ın tüm kitaplarını okumuş biri olarak şunu belirteyim: Yine film ile kitabın alakası yok. Kitap, daha bir aksiyon içeriyor. Elbetteki kitabı aynen filme çekmeye kalsalar 10 saati geçen bir film ortaya çıkardı fakat hikayenin tüm ana hatlarını kesmişler. Adeta baştan bir hikaye yazmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Film iki buçuk saat sürüyor. Pek çoğumuzun beklediği gibi kavga gürültü yok. Senaryonun oldukça hızlı gelişmesine rağmen büyük bir aksiyon göremedim bu filmde. Geçtiğimiz yıl Harry Potter serisinin yönetmeni değişmişti. Bu değişim bu filme fazlası ile aksetmiş. Çekim metotları daha profesyonel olsa da izleyicinin beklediği atraksyon, kuru diyaloglar ile uçup gidiyor. Ama tüm bunların üzerini örten bir güzelliği var filmin: Senaryonun giriftliği. Karmaşık gibi dursada filmde olan her olayın bir kaç sahne sonra bir başka yere monte edildiğini görüyoruz. Tam bir polisiye. Bağlantılar kusursuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu filmde şunu da farkettim. Harry Potter artık bir çocukların kahramanı değil. Salonda sadece iki tane çocuk vardı. Gerisi üniversiteli gençlerdi. Karakterlerin büyümesi ile filmde büyü oldusu daha fazla yer etmiş. Artı 18 olmasa da 18'e yakın görüntülerinde var olduğunu belirtmek isterim. Filmin 3'de 1'i bu görüntülerle dolu. Tüm bunlar çerçevesinde diyebilirim ki: Eğer ille de Harry diyorsanız gidip kitaplarını okumanızı tavsiye ederim, farketmez diyenler için ise paranızı Buz Devri 3'e vermeniz daha akıl karı olacaktır diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harry Potter ve Melez Prens Filminin Özeti&lt;br /&gt;Filmin senaryosundan kısaca bahsedecek olursam Harry Potter her zamanki gibi dönen dolaplar arkasından kendini Weasley'lerin evinde buluyor. Hogwards'a gitmeden evvel Harry, Prof.Dumbledore ile İksir dersine girmesi için Prof.Slughorn'a teklif götürüyorlar. Slughorn, evvelden Hogwards'ta öğretmenlik yapmış ve Tom Riddle dahil pek çok kişiyi o yetiştirmiş. İlgililerin bildiği üzere Tom Riddle -kim olduğunu bilirsin sen- şimdinin Lord Voldemort'u. Dumbledore, Voldemort'u yok etmenin yolunun Slughorn'un anılarında gizli olduğunu söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harry film boyunca Slughorn'a yakınlık kurarak o anısını anlattırmaya çalışıyor. Sırf bu yüzden aslında iksir dersi almayan Harry ve Ron, Prof.McGonagall'ın sayesinde iksir derslerine girmeye başlıyorlar. Dersin yarısında gelen Harry ve Ron'a Prof.Slughorn dolaptan kitap alabilirsiniz diyor. Harry'nin aldığı kitapta şöyle yazıyor: Bu kitap Melez Prens'e aittir. Bu kitap tüm boşluklarında çeşitli notların buluduğu bir kitap olduğundan Harry kimsenin yapamadığı iksirleri notlar sayesinde yapıyor ve Slughorn'un gözüne girmeyi başarıyor. Hermonie'nin tüm çabalarına ve araştırmalarına rağmen Melez Prens'in kim olduğu bulunamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlar olurken Malfoy, Lord Voldemort'un ordusuna katılıyor ve Dumbledore'u öldürmek ile görevlendiriliyor. Okulda büyük dikkat çeken Malfoy'un ne haltlar karıştırdığını Harry önceden anlasa da kimse ona inanmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelecek Postası isimli gazete Hogward'sın güvenli bir yer olmadığını defalarca yazarak Howard yönetimini zor durumda bıraksa da Ruh Emiciler okulun koruma kalkanını geçemiyor olması ve her türlü tehlikeden korunuyor olması öğrencilere huzur veriyor. Bu durum Karanlık Lord'u destekleyenler için sıkıntı oluşturuyor fakat çözüm bulmaları geç olmuyor. Büyülü iki dolap sayesinde madde ışınlanmasını sağlayabiliyorlar. Bu dolapların biri Hogward'sdaki İhtiyaç Odasında bulunuyor diğeri ise Karanlık Lord yandaşları tarafından bir dükkanda saklanıyor. Malfoy ışınlanmanın sorunsuz gerçekleşmesi içi defalarca deney yapıyor ve en sonunda yandaşlar Hodward'sa dolap sayesinde gelebiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Harry, Slughorn'dan o kritik anısını almayı başarıyor. Anıları canlandıran bir sıvının içerisine kafasını daldıran Harry bir anda kendini o anın içinde buluyor ve Prof.Slughorn ve Tom Riddle (Voldemort) arasında geçen diyaloga şahid oluyor. Şahit olduklarını Dumbledore'a anlatan Harry, Tom Riddle'ın Hortkuluk büyüsü yaptığını ve ruhunu 7 parçaya bölerek yaşadığını söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine hortkuluk (ruhun yaşadığı nesneler) avına çıkan Harry ve Dumbledore, Sırlar Odası filminde yok edilen günlüğün bir hortkuluk olduğundan yola çıkarak 6 tane daha hortkuluk olduğundan bahsediyorlar. Dumbledore'un tahmininden yola çıkarak okyanusların ortasında bir mağaraya gelen Harry ve Dumbledore orada buldukları bir kolyeye hortkuluk diyerekten yok etmek için Hogwards'a getiriyorlar. Nitekim Voldemort yandaşları okulu sarmış durumda oluyor. Dumbledore, Harry'den durumu Snape'e anlatmasını istiyor o sırada Malfoy, yandaşların da baskısı ile Dumbledore'a asasını çekiyor ve AvadeKedavra lanetini yapması için işaret bekliyor. Harry gizlenmiş bu olayları izlerken Harry'nin arkasından Snape çıkıp olaya müdahil oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sahne de Prof.Dumbledore: "Lütfen" diyor ve ardından Snape AvadaKedavra laneti büyüsünü yapıyor ve Dumbledore'u öldürüyor. Sonrasında Harry, Snape'e "O sana güvenmişti." diye bağırırken Melez Prens'in kitabından öğrendiği bir sihiri Snape'e yapmaya çalışıyor, Snape savunmasını yapıyor ve sihiri etkisiz hale getiriyor. Harry'nin yanına gelerek: "Benim sihrimi bana mı yapıyorsun? Evet, Melez Prens benim." diyor. Melez Prens'in Snape olması bir hayli şaşırtıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu olayların sonrasında Hodward'sı bir hüzün kaplıyor. Film yine Hermonie, Ron ve Harry'nın ittifak konuşmasından sonra bitiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son Notlar&lt;br /&gt;Az önce de dediğim gibi Melez Prens'in Snape olması beni bir hayli şaşırttı zira bir önceki film olan Zümrüdüanka Yoldaşlığında Harry, Prof. Snape'ın beynine girmiş ve öğrencilik yıllarında başarısız olduğu anılarını görmüştü. Böyle bir öğrencinin İksir kitabına o derece notlar almasını ilginç buluyorum. Roman'ın bir çelişkisi böylece ortaya çıkmış oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmde dikkatimi çeken bir başka nokta şu oldu. Büyü Dünyasının başkanı olan Cornelus Fudge'un ismi bile geçmiyor filmde. Halbuki geçen filmde Voldemort'un döndüğünü inkar etmesi ile epey bir gündeme gelmişti. O olayların ilerlemiş halini bu filmde gösterdiler ama Fudge'un emaresi bile okunmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka "İzledim" paylaşımında görüşmek üzere. Umarım 2010 yılında vizyona girecek olan Harry Potter ve Ölüm Yadigarları filmi bu seferki gibi bizi hayal kırıklığına uğratmaz. Bir kez daha filmi değil, kitabı diyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4458529340260560634-154585563961120176?l=yesildusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesildusunce.blogspot.com/feeds/154585563961120176/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/2009/07/izledim-harry-potter-ve-melez-prens.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default/154585563961120176'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default/154585563961120176'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/2009/07/izledim-harry-potter-ve-melez-prens.html' title='İzledim: Harry Potter ve Melez Prens'/><author><name>A.Burak Bal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PFR-XBFN9ww/SNcWeAkUUKI/AAAAAAAAAoI/_jBdHtslODI/S220/Karbobizma+2.png'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4458529340260560634.post-3115908456819537619</id><published>2009-06-25T14:35:00.000-07:00</published><updated>2009-06-25T15:30:21.464-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Politika'/><title type='text'>AK Parti ve Gülen'i Bitirme Planı: Bozacının Hakimi Şıracı!</title><content type='html'>&lt;div  style="text-align: justify;font-family:verdana;"&gt;Geçtiğimiz hafta Taraf Gazetesi'nde yayımlanan "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;AK Parti ve Gülen Cemaat'ini Bitirme Planı&lt;/span&gt;" belgesi Türkiye'de halen ne kadar darbesevdalısı insanların oluğunu göstermiş oldu. Nasıl mı? Ardından kopan ve yanlış yöne giden fırtına ile. Elbetteki sorulması gereken sorular soruldu: Belge gerçek mi? Belgedeki imza Albay Dursun Çiçek'e mi ait? Belge nasıl ortaya çıktı? Belge doğru ise belgeyi Genelkurmay'ın geneli  mi yoksa belli bir fikri benimsemiş kişiler mi oluşturdu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soruların cevabı pek çok kurum, makam, yazar, çizer, hukukçu, gazeteci tarafından arandı. Olayın daha başında belgenin Askeri Mahkeme'ye sevki büyük gürültü kopardı. Belgeyi Ergenekon Savcıları bulmasına rağmen davanın Askeri Mahkeme'ye taşınması bence büyük bir demokrasi ayıbıdır. Böyle bir durumda yargılayan da yargılanan da aynı kişi olmuş oluyor. Tarafsızlık mevzuna büyük bir hançer saplanmış oluyor. Ne bekliyoruz? Askeri Savcı'nın "Evet, bu belge gerçektir ve Albay Çiçek tarafından hazırlanmıştır." demesini mi? Bu böyle olsa bile bunu demezler. Diyemezler. Çünkü bilirler ki ülkeyi korumak gibi kutsi gibi bir görevleri de olsa hata yaptıkları an yargılanacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nokta Dergisi mevzunu hatırlayalım&lt;/span&gt;: "Darbe Günlükleri" başlığı ile yayımlanan ve büyük ses getiren habere de TSK yasak getirmiş ve ardından Nokta'ya noktayı koymuştu. O esnada yalandır, diyenler şimdi meğer gerçekmiş, demeden edemiyorlar. Günlükler bal gibi meydanda. Tarih bu konuda tekerrür ediyor. Edecektirde. Ama bir yere kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz bu ülkenin iktidarını devirme planı içine girdiyseniz, demokrasi, cumhuriyet ve halkın iradesi kavramlarını külliyen çiğnemiş olur ve tam bir darbe suçu işlemiş olursunuz. Hele hele hiç bir milli ve kültürel değerimize hiç bir şekilde zarar vermeyen aksine ülkesine, milletine ve milletin geleceğine sahip çıkan, onu yücelten bir topluluğa çirkin yaftalar takmak, terör örgütü ilan etmeye kalmak ne vicdana ne de hukuka sığar bir davranıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dikkat çekmek istediğim bir nokta daha var&lt;/span&gt;: Show TV Ana Haber Bülteni'nde telefon bağlantısı yapılan bir Hukukçu şunları söyledi, "Velev ki belge gerçek olsun, hiç bir şey yapamazlar çünkü belgede yazanlar faal duruma geçmemiş." Hukukçu'nun biraz daha araştırma yapması gerek: Gülen Hareketi'ne ve AK Parti hükümetine karşı yapılan bu plan gerçek mi yalan mı kısmı bir kenara plan zaten uygulamaya konmuş durumda... Bunu neye dayanarak mı söylüyorum? Belge'de şöyle bir ifade var: "Gülen cemaatine ait evlerde silah ve mühimmat bulunması sağlanıp, cemaat terör örgütü ilan edilecek ve terör örgüntü olarak yargılanması sağlanacak." Geçenler de İzmir'de böyle bir evde silah bulunduğunu duydum. Bu sadece maddelerden biri... Pek çok madde var ve hepsi faaliyete geçirilmiş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iş diğerleri gibi üzeri kapatılıp bir kenara atılmayacak, gündem değiştirilmeyecek... Millete karşı duranlara hesap kim olursa olsun sorulmalı. Demokrasi bunu gerektirir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4458529340260560634-3115908456819537619?l=yesildusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesildusunce.blogspot.com/feeds/3115908456819537619/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/2009/06/ak-parti-ve-guleni-bitirme-plan-bozacnn.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default/3115908456819537619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default/3115908456819537619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/2009/06/ak-parti-ve-guleni-bitirme-plan-bozacnn.html' title='AK Parti ve Gülen&apos;i Bitirme Planı: Bozacının Hakimi Şıracı!'/><author><name>A.Burak Bal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PFR-XBFN9ww/SNcWeAkUUKI/AAAAAAAAAoI/_jBdHtslODI/S220/Karbobizma+2.png'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4458529340260560634.post-1845109847332123985</id><published>2009-06-13T15:11:00.000-07:00</published><updated>2009-06-14T04:08:01.863-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Medya'/><title type='text'>HaberTürk Gazetesi Notları</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ülkemizde yeni yayımların çıkması beni her daim hem mutlu etmiş hem de heycanlandırmıştır. Son dönemde yayıma başlayan Today's Zaman, Taraf gibi gazeteler denilenin, sanılanın aksine bugün kısa zamanda çok iyi yerlere geldiler. Yeni gazeteler  oluşadursun bir yandan da medyanın el değiştirme haberleri gazetecilik camiasını bir hayli hareketlendirmiş ve dikkatleri üzerine çekmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlar Ciner Holding'in elinde bulunan ATV ve Sabah Gazetesi haczedilip başka bir medyaya satıldığında Ciner'in yerine koydum kendimi... Onun gibi düşündüm ve şu sonuca varmam hiç zor olmadı: Yeni bir gazete kurulacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bu sonuctan sonra Ciner'i sıkı bir takibe aldım ve çok önceden haberim oldu bir gazetenin yayımlanacağı... İsmini, cismini bilmiyorumdum ama sağlam gelecek gibiydi bu yenilik. Tam bu düşünceler içerisindeyken billboardlarda peydah olan gizemli reklamlar buluşma vaktinin yaklaştığına işaretti. Çok geçmedi Fatih Altaylı'nın gazetenin başına geçip yayıma başlayağı haberi yayıldı zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek çok merci, mecra, mecmua Türkiye'de yeni bir gazetenin tutmasının çok zor olacağını söyledi, yalan yok ben de öyle düşünüyordum. İlk çıktığı hafta düşük fiyattan satışa sunulsa bile daha sonraki haftalar fiyatı artacağından ilk dönemde millet hem meraktan hem de ucuz olduğundan alır sonra söner diye düşünüyordum. Fakat öyle olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk hafta 300 bin, sonraları o civarda satmaya devam etti HaberTürk gazetesi. Bu rakam Milliyet'ten fazla, Hürriyet'e ve Posta'ya yakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şu da bir gerçek ki HaberTürk gazetesi daha ilk adımda halkı kandırma yolu gitti. Nasıl mı? Buna bazılar pazarlama stratejisi dese de ben "Yalancılık" diyorum. Reklamlarda ne diyorlar? "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;HT kalitesinde tek gazete.&lt;/span&gt;" Bunun anlamı nedir söyler misiniz bana? HD kalitesi dese anlarım, zaten ilk duyduğumda HD'nin baskı versiyonudur demiştim. Ama neymiş HaberTürk kalitesi... Hadi ben HT ne demek bilmiyorum belki de başka bir şeydir. Şuna ne demeli:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazete günlük 5 kadar gazete (ek) veriyor. Bunların verilmesinin sebebi maddi durumun yerinde olması. Maddiyat olunca herkes bu kadar gazete basar dağıtır. Önemli olan içerik ve tasarımdır. Eminim ki HaberTürk bu ikisiniden de mahrum. Hal böyle iken "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Türkiye'nin Tek Değişik Gazetesi&lt;/span&gt;" gibi içi boş ve ucu açık yine kandırmaya yönelik bir slogan HaberTürk'ün yalancılığının 2. raddesi oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl bağlayıp bitireyim bilmem... Yalancının mumu nereye kadar yanar bilirsiniz. Bugün 300 bin satar öbür gün 250... Bir bakmışsınız yarın öbür gün haczedilmiş...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4458529340260560634-1845109847332123985?l=yesildusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesildusunce.blogspot.com/feeds/1845109847332123985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/2009/06/haberturk-gazetesi-notlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default/1845109847332123985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default/1845109847332123985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/2009/06/haberturk-gazetesi-notlar.html' title='HaberTürk Gazetesi Notları'/><author><name>A.Burak Bal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PFR-XBFN9ww/SNcWeAkUUKI/AAAAAAAAAoI/_jBdHtslODI/S220/Karbobizma+2.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4458529340260560634.post-6651149551137563415</id><published>2009-02-22T09:01:00.000-08:00</published><updated>2009-02-22T09:12:30.360-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Yeşil Gözle Siyah Bakmak</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Vakti zamanında sözleri ve istekleri birbirine çok yakın insanların yaşadığı, ormanların, derelerin ve tabiatın tüm güzelliklerinin bulunduğu bir şehre, o şehrin insanlarından farklı düşünen bir genç gelmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu genç yeni geldiği bu toplumda pek çok insan tanımış ve pek çok insanla tanışmış. Görmüş ki tanıştığı insanların dertleri de devaları da kendisininkinden çok farklı. Bu durum kendisini mutsuz etsede, doğruluğuna inandığı ve sahip olduğu düşünceye daha sıkı sarılmasını sağlamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek çok kez düşüncesinden dolayı alay konusu olmuş, dışlanmış ve hakları elinden alınmış. Fakat bu genç tüm bunlara rağmen yılmamış ve kendine diğerleri gibi bir hedef seçmiş. Ama tıpkı düşünceleri gibi hedefe ulaşmakta kullanacağı yöntemi de farklı imiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simsiyah düşünenlerin arasında yemyeşil düşünebilen bu genç zamanla siyah düşünmeyi de öğrenmiş. Simsiyah düşünen insanların arasında yeşil yeşil sırıtmak ve çıkıntılık yapmak yerine diğerleri gibi düşünmeyi tercih etmiş. Ve demiş ki; "&lt;strong&gt;Karanlığa düşünce, sardı derin düşünce."&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;strong&gt;Öz: &lt;/strong&gt;Toplumumuzda ne yazık ki empati kurmak adına hiç bir fiil yok. İnsanlarımız diğer insanları kendi saflarına çekme çabasında. Ömrünü bu yolda heba eden çok. Hiç sormuyoruz kendimize. Acaba doğru saflarda mıyız?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4458529340260560634-6651149551137563415?l=yesildusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesildusunce.blogspot.com/feeds/6651149551137563415/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/2009/02/yesil-gozle-siyah-bakmak.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default/6651149551137563415'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default/6651149551137563415'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/2009/02/yesil-gozle-siyah-bakmak.html' title='Yeşil Gözle Siyah Bakmak'/><author><name>A.Burak Bal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PFR-XBFN9ww/SNcWeAkUUKI/AAAAAAAAAoI/_jBdHtslODI/S220/Karbobizma+2.png'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4458529340260560634.post-2265036991817349252</id><published>2008-11-30T05:32:00.001-08:00</published><updated>2008-12-06T10:31:23.443-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Editörden'/><title type='text'>Yeşil Düşünce'den Merhaba</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify; font-family: verdana;"&gt;Herkese merhaba. Ben &lt;a href="http://karbonizma.blogpsot.com/"&gt;Karbonizma&lt;/a&gt;'dan tanıdığınız (en azından tanıdığınızı varsaydığım) Ahmet Burak Bal. Karbonizma ve &lt;a href="http://tasarim.blogpsot.com/"&gt;Tasarım&lt;/a&gt; bloglarının ardından &lt;a href="http://kalbufku.blogspot.com/"&gt;Kalb Ufku&lt;/a&gt;'nu kurdum. Karbonizma, web ile alakalı pek çok şeyi konu alırken Tasarım ise adı üzerinde grafik tasarım dünyasında dolaşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların ardından kurduğum Kalb Ufku ise Pınar ablamın kişisellikten çok sosyal blog olarak tanımladığım bir blogdur. Ara ara bende Kalb Ufku'nda yazacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalb Ufku'nun ardından bende ona benzer bir blog kurma ihtiyacı duydum ve Yeşil Düşünce'yi hayata geçirdim. Yeşil Düşünce neler mi yazacak? Düşünceler, paradokslar, bomboş bardağa dolu tarafından bakmalar, siyasetin soğuk rüzgarları ve hayat...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil Düşünce'yi takip edebilmeniz için, Yeşil Düşünceye özel bir Twitter hesabıualdım &lt;a href="http://twitter.com/yesildusunce"&gt;burayı&lt;/a&gt; tıklayarak &lt;a href="http://twitter.com/yesildusunce"&gt;Twitter&lt;/a&gt;'dan takip edebilirsiniz. Feed Burner, Google Analytics kayıtlarından sonra güzel mi güzel bir blog sizlerle olacak. Bir sonraki paylaşımımda görüşmek üzere.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4458529340260560634-2265036991817349252?l=yesildusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesildusunce.blogspot.com/feeds/2265036991817349252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/2008/11/yeil-dnceden-merhaba.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default/2265036991817349252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4458529340260560634/posts/default/2265036991817349252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesildusunce.blogspot.com/2008/11/yeil-dnceden-merhaba.html' title='Yeşil Düşünce&apos;den Merhaba'/><author><name>A.Burak Bal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PFR-XBFN9ww/SNcWeAkUUKI/AAAAAAAAAoI/_jBdHtslODI/S220/Karbobizma+2.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
